Boğaziçi Direnişinin 5. yılında, Boğaziçi’nin akademisyen ve öğrencileri Güney Kampüs’ten yürüyüp Etiler Kapı’nın önünde turnikelerin içerisine alınmayan mezunlar ve akademisyenler ile buluştu. Direnişin bir parçası olan tüm birleşenler basın açıklamalarını okudu. Peki 1825 günlük mücadelemizde neler yaşadık?
-Nazlı Çam
Boğaziçi Direnişinin 5. yılında, Boğaziçi’nin akademisyen ve öğrencileri Güney Kampüs’ten yürüyüp Etiler Kapı’nın önünde turnikelerin içerisine alınmayan mezunlar ve akademisyenler ile buluştu. Direnişin bir parçası olan tüm birleşenler basın açıklamalarını okudu. Peki 1825 günlük mücadelemizde neler yaşadık?
1 Ocak 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile rektörlük koltuğuna Melih Bulu tepeden inme bir şekilde atandı. 2002’de AKP Sarıyer ilçe teşkilatı kurucusu olan, 2015’te AKP İstanbul Milletvekili Aday Adayı olarak seçimlere katılan Bulu’nun getirilmesinin saray rejiminin tamamen politik ajandasına göre atılan bir adım olduğunu herkes farkındaydı. 4 Ocak 2021’de rektörün seçimle gelmesi gereken ve gerekli niteliklere sahip olmasını isteyen bizler, Bulu’ya karşı direnişimizi başlattık. Akademisyenlerin rektörlük binasına sırtını döndüğü, öğrencilerin toplanıp kayyum rektörden açıklama talep ettiği bu süreçte otobüsler dolusu arkadaşımız gözaltına alındı. Berke ve Perit aylarca hukuksuz şekilde tutuklu bırakıldı. İlk fırsatta LGBTİA+’lar kriminalize edildi, Boğaziçi LGBTİA+ Çalışma Kulübü kapatıldı, kampüste yıllardır yapılan onur yürüyüşü ve kulübün diğer etkinlikleri engellendi. Arkadaşlarımız gökkuşağı bayrağı taşıdığı için darp edilerek işkenceyle gözaltına alındı. Tüm bunlar olurken ise Melih Bulu kayyumluk koltuğundan canlı yayına katıldı, öğrenciler onu yuhlarken bir gün bizim de tüm kayyumların gidişine el sallayacağımız gibi bizlere el salladı. 1 Şubat 2021’de kampüsümüze çevik kuvvet sokuldu, oturma eylemi yapan sıra arkadaşlarımız gözaltına alındı, “Slogan atarsanız hepinizi gözaltına alırız” diyerek arkadaşlarımız tehditlerle sindirilmeye çalışıldı. Hafızalara ise gündüz saatlerinde 108, akşam ise 51 arkadaşımızın gözaltına alınması kazındı. Melih Bulu’nun ardından atanan kayyum Naci İnci döneminde de hiçbir şey değişmedi. Bileşenler ile birlikte yapılan demokratik seçimde %95 işe ret alan İnci döneminde beslenme, barınma gibi en temel haklarımız elimizden alındı, hakkımızı her savunmaya kalktığımızda ise bir korku atmosferi yaratılmaya çalışıldı. Öğrencilerin bir araya gelebileceği her ortamı engellemek için toplu mezuniyet törenleri dahi iptal edildi. Emekçileri, öğrencileri, akademisyenleri ve mezunları yani kısacası üniversitenin niteliğini sağlayan tüm bileşenlerini yok sayan zihniyet her gün kendini göstermeye devam etti. Üniversitemizin kapısına vurulan kelepçe etkisini hiç yitirmedi.
Aradan aylar geçti, kayyumluğun direnişimizin sönümlemdiği algısına kapıldığı bir gece Fen ve Edebiyat Fakültesi’nin bölüneceği ve Yönetim Bilimleri Fakültesi’nin kapatılacağı haberini aldık. Ses çıkaramayız, birlik olamayız sanılırken bu sefer Güney Kampüs’te hiç olmadığımız kadar kalabalık bir şekilde bir araya geldik. Fakültelerimizin resmi fakülte kararı olmadan bölünemeyeceğini, üniversite bileşenlerinin dışlanarak alındığı tepeden inme kararları tanımadığımızı tek bir ağızdan tekrar haykırdık. Bir hafta boyunca kampüsümüzü terk etmediğimizde öğrenci iradesini karşısında bulan yönetim iddianın asılsız olduğu söylemiş, bir aksiyon almamıştı. Ancak sonrasında yaz dönemi öğrencilerin kampüsteki yokluğu fırsat bilinerek karar uygulanmaya konuldu. Kendi ajandalarına göre üniversitemizi dizayn etmeye devam ettiler, akademik programımızı direkt olarak etkileyen bir kararda bile hem öğrencilerin hem akademisyenlerin yok sayıldığını tekrar gözler önüne serdiler. Tüm bu süreçlerde senato üyesi olan hocalarımızı toplantılara almadılar, Öğrenci Temsilciliği Kurulu’nun tüzükte koltuk hakkı olan birimlere katılımına izin vermediler. Akademiye de müdahale etmeye başladılar. Akademisyenleri uzaklaştırdılar, İletişim ve Hukuk Fakültelerini usule aykırı şekilde açttılar, Humanities derslerini kaldırdılar ve derslik/laboratuvar gibi fiziksel imkanları yok ettiler.
Kampüsümüzde Cinsel Tacizi Önleme Komisyonu (CİTÖK) işlevsizleştirilirken, atanmış rektör Naci İnci kadın öğrencilerin kendilerini koruyamadığını iddia ederken Boğaziçi’nin feminist kimliğini canlandıran, tüm Türkiye’yi sarsan bir olay gerçekleşti: Ayşenur Halil ve İkbal Uzuner, Semih Çelik isimli fail tarafından acımasızca katledildi. Kuzey Kampüs’te yüzlerce öğrenci Ayşenur ve İkbal başta olmak üzere katledilen tüm kadınlar için yürümek isterken onlarca polis ve ÖGB tarafından barikatlarla engellendi. Erkek şiddetinin bahanesi olmayacağını, kampüslerden sokaklara güvenli yaşamak istediğimizi söylerken ataerkil yönetim karşımızda dikildi. Ancak feminist mücadelemize karşı bizler yine omuz omuza durduk, barikatlar açılana kadar saatlerce kampüsümüzü terk etmedik. Çünkü biliyoruz ki kadın cinayetleri bu ülkede tesadüf değil, sistematik bir sorun. Çünkü biliyoruz ki failleri destekleyen zihniyet ile çocuk ve kadın istismarını savunan Nurettin Yıldız’ı kampüse sokan zihniyet aynı. Çünkü biliyoruz ki kadın cinayetleri politik.
2025 yılına geldiğimizde ise kayyumun rantlaşma politikaları yeni bir meyve verdi, Kuzey Kampüs’te yandaş Espressolab bağlantısı ile Ethos Kafe açıldı ve hemen yanındaki Zemin Kafe’de kahve satışı engellendi. Kampüste uygun fiyatlı beslenmemiz kısıtlanmakla kalmadı, halihazırda az sayıda bulunan çalışma alanlarımızdan birini daha kaybettik. Üniversitemizin biz öğrenciler ve diğer bileşenlerin ihtiyaçlarıyla şekillenmesi için “İşgal Kafe” olarak adlandırdığımız Ethos Kafe’de forumlar aldık, kendi ücretsiz kahvelerimizi dağıttık. Bu kayyum yönetimin rantlaşmasıyla ne ilk ne de son karşılaşmamızdı. Zaten öncesinde bitmek bilmeyen inşaatlar ile sosyal alanlarımız gasp edilmiş, yurtlarımız ve spor alanlarımız idari bina ve Teknopark gibi yapılara dönüştürülmek için kapatılmıştı. Sonrasında en temel ihtiyacımız olan çamaşırhane bile ücretli hale getirilecekti. Ancak tüm bu İşgal Kafe süreci bize rejimin sansür ve baskı politikalarını bir kez daha gösterdi. 28 kulüp ve 6 topluluğun yönetim kurulları feshedildi, kulüpçülük yapan öğrencilerin tekrardan aday olmasını engellemek için Öğrenci Faaliyetleri Tüzüğü değiştirildi, kulüplerin 1 ay süreyle faaliyetleri durduruldu. Bu üniversite kulüplerinin ilk engellenmesi de değildi, daha öncesinde Müzik Kulübü tarafından düzenlenen Taşoda Festivali iptal edilmekle tehdit edilmiş, Sinema Kulübü’nün açık hava gösterimleri iptal edilmişti. Kulüpler Arası Kurul (KAK)’ın yetkileri ve varlığı yok sayılmış, arkadaşlarımız darp edilerek kulüp odalarından atılmıştı. Mücadelemiz tüm bu yasaklarla sönümlenmeyince Kayyumluk bu sefer de Ethos Kafe’nin kar edebilmesi uğruna 20’yi aşkın öğrenciye soruşturma açtı, öğrenci kartlarını 3 gün süreyle iptal etti, okula girişlerini engelledi ve en temel hakları olan eğitim haklarını gasp etti. Binlerce öğrencinin iradesine karşılık yıllardır yaptığı gibi yine yıldırma ve ceza politikalarını uyguladılar, ancak beş yıldır olduğu gibi yine bu politikalar bizi haklı mücadelemizden vazgeçiremedi.
Hemen ardından ise 18 Mart’ta Ekrem İmamoğlu dahil olmak üzere 28 İstanbul Üniversitesi mezununun diplomasının iptal edilmesi ve 19 Mart’ta Ekrem İmamoğlu’nun gözaltına alınması ile yeni bir kitlesellik oluştu. Kayyum rejimin dayattığı politikalarla doğrudan ilişkili olan bu karar sonucunda yıllardır direnen üniversite öğrencileri kampüslerden sokaklara taştı. 21 Mart itibari ile sıra arkadaşlarımızın da aralarında olduğu yüzlerce kişi anayasal hakkını kullandığı için gözaltına alındı. Siyasi tutuklamalara karşı ise Boğaziçi dahil olmak üzere onlarca üniversite akademik boykot çağrısı çıktı, geleceğimizin de diplomamızın da değersizleştirildiği saray rejimine karşı alternatifler yarattı. 2021 yılında ilk kez deneyimlediğimiz açık dersler yeniden başladı, boykot günlerinde şenliklerde sanat ile bir araya geldik. İnci’nin boykota karşı gönderdiği tehdit dolu maillere karşılık bölümler, öğrenciler ve akademisyenler hep beraber ortak iradelerini bir kere daha gösterdi.
31 Ağustos 2025’e geldiğimizde ise kayyumluğun biraz daha para kazanmak için organizasyon şirketlerine düğün salonu olarak kiraladığı Kennedy Lounge’ta çalışan çocuk işçi Hilal Özdemir, Ayberk Kurtuluş tarafından katledildi. Kampüslerimizde emekçilerin, kadınların ve çocukların hiçbir değeri olmadığını, güvenlik ihlallerine göz yumulduğunu bir kez daha gördük. Daha öncesinde yurt inşaatı sırasında hayatını kaybeden Abdülkadir Doğan’ın ölümünü sakladıkları gibi saklayamadılar Hilal’in ölümünü. Kadınları korumak için taktıklarını iddia ettikleri güvenlik kameraları koruyamadı Hilal’i. En güvenli olması gereken yerde, bir üniversite kampüsünde kız kardeşimiz katledildi. Yıllardır “güvenlik” için kampüsümüzün kapısında çelik kuvvet beklerken, her gün yeni ÖGB işe alınırken eli silahlı bir adam kampüse alındı.
Bugün ise yerelde başlayıp koca bir nesle taşmış bu direnişin 5. yılını doldurduk. Beş yıldır özgür bir akademiyi savunduğu için sıra arkadaşlarımız tutuklandı, ama kelepçeler örgütlü mücadelemizi söndürmeye yetmedi. Gökkuşağı bayrağı taşıdıkları gerekçesiyle öğrenciler sivil araçlarla gözaltına alındı ama biz yine de renklerimizle var olmaya devam ettik. Onlarca mezunumuzun okula girişi engellendi, yüksek lisans kabulleri iptal edilerek kazanılmış hakları ellerinden alındı, ama yine de direnişimizin 5.yılında bizimle kol kola durdular. Sendikalı okul memurları kendi uzmanlıkları dışında görevlere sürgün edildi, ama yine de mücadelerinden vazgeçmediler. Akademisyenlerimizin kampüse girişleri engellendi, ama yine de bize ışık tutmaya devam ettiler. Tüm bileşenleriyle mücadelemiz var oldu ve güvenli kampüsleri, seçilmiş rektörleri, öğrenci iradesiyle şekillenen özgür bir akademiyi var edene dek mücadelemiz var olmaya devam edecek. Beş yıldır olduğu gibi her gün seslenmeye devam edeceğiz: Kayyumlar gidecek biz kalacağız!
Nazlı Çam
















Görüşünü Paylaş
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.