Bu sene de pride ya da herhangi bir queer görünürlük gününde hiçbir devlet ya da vakıf üniversitesi LGBTİ+ kapsayıcı herhangi bir içerik ya da açıklama yayınlamadı. Fakat Türkiye’deki bazı vakıf üniversiteleri “toplumsal cinsiyet eşitliği” çalışmalarıyla ve “kapsayıcılık” ilkesiyle ön plana çıkıyor. Peki bu çelişki nereden geliyor? LGBTİ+ vakıf üniversiteleri için yalnızca bir prestij meselesi mi?
Haber: İzlen Tayfur
Her yıl Haziran ayında dünya genelinde kutlanan Pride, üniversitelerde hem öğrenci etkinlikleri hem de kurumsal açıklamalarla karşılık buluyor. Birçok üniversite, kampüslerinde düzenlenen atölye ve panellere ek olarak yönetim düzeyinde LGBTİ+ kapsayıcı açıklamalar yapıyor, resmi sosyal medya hesaplarında Pride içeriklerine yer veriyor. Türkiye gibi LGBTİ+ karşıtı söylemlerin baskın olduğu ülkelerle benzer siyasi iklimlere sahip bazı komşu ülkelerde dahi üniversiteler, özellikle görünürlük, eşitlik ve kapsayıcılık üzerinden açık destek sunabiliyor.
Örneğin Polonya’da Jagiellonian Üniversitesi, resmi eşitlik politikası belgelerinde LGBTİ+ öğrencilerin korunmasına özel olarak yer veriyor. Bulgaristan’da ise Sofya Üniversitesi bünyesindeki Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi, geçtiğimiz yıl boyunca çeşitli LGBTİ+ temalı paneller ve kampüs içi görünürlük çalışmaları yürüttü. Yani LGBTİ+ eşitliği, sadece öğrenci kulüplerinin değil, bizzat üniversite yönetimlerinin sahiplendiği bir mesele haline gelebiliyor.
Türkiye’de ise tablo çok daha sessiz. Pride kapsamında hiçbir devlet üniversitesi, bugüne dek resmi bir açıklama yapmadı ve LGBTİ+ kavramına dahi yer vermedi. Durum yalnızca sessiz kalmakla da sınırlı değil. Son yıllarda pek çok üniversitede öğrencilerin düzenlemek istediği Onur Yürüyüşleri polis ve özel güvenlik müdahalesiyle engellenmeye çalışıldı, bazı etkinlikler idari soruşturmalarla hedef alındı. Devlet üniversiteleri LGBTİ+ varlığını yalnızca yok saymakla kalmıyor; aynı zamanda sistematik olarak görünmezleştirmeye ve kriminalize etmeye de çalışıyor.
Benzer sessizlik, “kapsayıcılık” ve “eşitlik” kavramlarını görünürlük stratejisi olarak kullanan vakıf üniversitelerinde de göze çarpıyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği birimleri kuran, queer teori ve feminist teori gibi başlıklarla akademik üretim yapan ya da prestijli yayınlarda bu alanlara referansla öne çıkan bazı özel üniversiteler, iş resmi desteğe geldiğinde suskun kalmayı tercih ediyor. Bu kurumlar için LGBTİ+ meselesi, yalnızca uluslararası sıralamalarda ve fon başvurularında fayda sağlayan bir “imaj yatırımı” olarak konumlanıyor.
Başvuru broşürlerinde kalan kapsayıcılık
Hiçbir vakıf üniversitesi bugüne dek ne Pride’a dair resmi bir açıklama yaptı ne de LGBTİ+ öğrencilere doğrudan destek sundu. Hatta bazı vakıf üniversitelerinde öğrenciler tarafından organize edilen atölyeler, paneller ya da Pride kutlamaları dahi üniversite yönetimleri tarafından desteklenmiyor; kimi durumlarda sansürleniyor. Türkiye’deki üniversitelerdeki bu kurumsal sessizliğin ardında yalnızca ideolojik tercihler değil, politik ve yapısal riskler de yatıyor. Mevcut siyasi atmosferde LGBTİ+’lara yönelik hedef göstermeler, toplumsal cinsiyet eşitliği çalışmalarını dahi “sapkınlık” ya da “aile karşıtlığı” gibi söylemlerle bastırmaya çalışıyor. Bu durum, üniversite yönetimlerini doğrudan devletin ve medyanın tepkisini çekme endişesiyle otosansüre itiyor. Özellikle vakıf üniversiteleri, “yabancı fon” ya da “LGBTİ+ propagandası” gibi ifadelerle kriminalize edilme riskini göze almak istemiyor. Fakat aynı üniversiteler uluslararası prestijini korumak ve fonlanmaya devam edebilmek için “Gender Equality”den yararlanmaya devam ediyor.
Ayrıca bu sessizlik hali, aslında tam da LGBTİ+ öğrencilerin korunmaya ihtiyaç duyduğu alanlarda onları yalnız bırakmak anlamına geliyor. Akademik özgürlük ve kapsayıcılık iddialarında bulunan kurumların, temel bir insan hakları meselesinde dahi açık bir tavır alamaması; bu değerlerin yalnızca söylemsel düzeyde kaldığını gösteriyor. Kapsayıcılık, yalnızca başvuru broşürlerinde ya da proje özetlerinde yer alması gereken bir ifade değil; gerçek hayatta da karşılık bulması gereken bir sorumluluk.
“Eşit ve kapsayıcı olmak üniversitelerin sorumluluğu”
İstanbul’da farklı vakıf üniversitelerinde queer birer öğrenci olan Yiğit ve Elis, kendi tecrübelerini ve görüşlerini şöyle anlatıyor:.
Yiğit: “Bu konunun idealine baktığımız zaman üniversitelerin yapı olarak, kimlik fark etmeksizin, bütün öğrencilere kapsayıcı ve eşit olması gerekiyor. Verilecek fonlar için gösterge olarak kullanılabilecek bir meseleden ibaret değil bu. Fakat Türkiye bu idealden uzakta, devletin sahip olduğu aşırı ayrıştırıcı politikalarının yanında üniversitelerin tutumları ve öğrenciye bakışı da buradan etkileniyor. Devlet üniversitelerinden zaten beklenmeyen görünürlük, vakıf üniversiteleri tarafından kıyıdan köşeden gösteriliyor, kendilerini çekici hale getirmeye çalışıyorlar. Açıkçası ben yaşadığım okulda görünürlük ve kapsayıcılığı hissedebiliyorum ama bunun büyük bir sebebi okuldaki akademik ve idari kadronun bireysel tutumları. Vakıf üniversitelerinin çoğu ise tıpkı bir şirket gibi işleyerek tabiri caizse bu yetkinlikleri ‘alıcısına’ gösteriyor. Devlete farklı, öğrenciye farklı, fon alınan kurumlara farklı. Bunun mücadelesini tutarlı ve gerçek anlamda üniversite verdiği senaryoda yüzleşeceği baskıdan çekiniyor herhalde, yüzleşebilir mi? Gerçekten bir baskı yaşarlar mı? İnanın bilmiyorum, benim de kafam karışıyor. Ama en nihayetinde unutulmamalıdır ki, eşit ve kapsayıcı üniversiteler yaratmak tüm üniversiteleri sorumluluğudur ve yerine getirilmelidir.”
Elis: “Vakıf üniversiteleri, çoğunlukla sermayeye ve uluslararası imajlara oynadıkları için ‘çeşitlilik’ gösterilerini daha kolay sahneleyebiliyor. Bu da lubunyalar için tehditlerin bir nebze yumuşadığı, en azından görünmez kılındığı alanlar yaratabiliyor. Devlet üniversitelerinde karşılaşılan tehditlerle kıyaslandığında, vakıf üniversiteleri görece daha az riskli hissettirebiliyor. Ancak bu ‘güvenlik’ çoğu zaman, apolitik, görünmez ve uyumlu kalma koşuluyla sınırlı. Yani translığın ancak ‘rahatsız etmeyecek’ kadarına tahammül ediliyor.”
Üniversiteler yalnızca eğitim kurumları değil; aynı zamanda toplumsal dönüşümün taşıyıcıları ve her parçası için bir varoluş alanı. LGBTİ+ öğrenciler için güvenli alanlar yaratma ve ayrımcılığa karşı açık tutum almak özellikle günümüzde yükselen faşist ve homofobik iklimde üniversite yönetimlerinin sorumluluğu. Türkiye’de ise bu sorumluluk, siyasi baskılar ve prestij kaygıları arasında kayboluyor ve alınmıyor. Özellikle bazı vakıf üniversiteleri, toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+ kapsayıcılığını, uluslararası sıralamalarda öne çıkmak ve yabancı fonlar kazanmak için bir pazarlama aracı olarak kullanıyor. Ancak gerçek kapsayıcılık, yalnızca akademik makaleler veya eşitlik bildirgelerinde yer alan ifadelerle değil; kriz anlarında, görünürlük günlerinde ve öğrencilere verilen somut destekle ölçülür. LGBTİ+ öğrenciler yalnızca varlıklarıyla değil, hak ettikleri açık destekle de kampüslerde yer bulmalı.
















Görüşünü Paylaş
E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.