Üniversitelerden Feminist Mücadeleyi Büyütmek

Üniversitelerden Feminist Mücadeleyi Büyütmek

Feminist Boğaziçi topluluğunda karar alma süreçleri özneyi merkeze alarak yatay hiyerarşi yöntemiyle ilerledi. Bu diğer örgütlenmelerden farklı olarak herkesin eşit bir konumda olduğu ve her sese alan açan bir tutum yarattı. 

Yazan: Feminist Boğaziçi

Yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesi kampüsünde yaşanan Hilal Özdemir cinayetiyle hepimiz sarsıldık. Ancak biliyoruz ki bugünlere bir günde gelmedik. Türkiye’de ve Boğaziçi Üniversitesi’nde kadın+ların yaşam alanına saldırılar kayyum yönetimden beri hızını arttırarak devam ediyor. Sermaye ve erkek egemen düzen el ele eziciliğini arttırırken, kadın+lar ve işçiler ezilen grup olarak katmanlaşan şiddete maruz kalıyorlar. Hilal’in hem çocuk işçi, hem kadın, hem de 15 yaşında bir istismar mağduru olması maalesef bunun en net örneği oldu. Kesişimsellik içinde birçok açıdan ezilen olan Hilal’i elbette özel güvenlik koruyamadı. Sistem erkek şiddetine her koldan güç verirken, bu olay ne münferit ne de tek bir faili var. Fail erkek egemen sermaye düzeni. Bu düzeni yeniden üreten baskı mekanizmaları ve söylemler. Yıllardır kadın ve lubun düşmanı söylemlerin artışı gitgide daha güvensiz bir atmosfere neden oldu. 6284 İstanbul Sözleşmesi’ne saldırılmasıyla kadın ve lubunların hukuki zemindeki en sağlam güvencesi de tehlikeye girdi. Bu politik saldırılar gündelik hayata elbette yansıdı. Kadın+ cinayetleri manşetlerden sayfanın köşelerine çekildi, zamanla kamuoyunda şaşırılmayan normale döndü. Özgecan Aslan döneminde erkek şiddeti ülke gündeminde günlerce yer tutarken, zamanla bu vahşi cinayetler gündemde bir gün sonra yerini bir başka habere bırakır hale geldi. 

6284 kimin için?

Böyle bir atmosferde kampüslerden sokaklara, “Güvende yaşamak istiyoruz” haykırışının sesini yükseltmeye ihtiyacımız vardı. Politik atmosferde bir diğer artış özgürlüğe ve haklarımıza saldırı niteliğindeki kayyım atamaları oldu. Ülkenin dört bir yanında kayyımlık hüküm sürerken Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğü de bu atamalardan nasibini aldı. 150 yılı aşkın süren kültürün yok edilme çalışmaları 2020’de Melih Bulu’nun atanmasıyla başladı. Kayyım karşıtı protestolarda okulun kapısına kelepçe takılarak öğrencilerin kampüse girişinin engellenmesi tarihe geçti. Melih Bulu yeterince otoriter görülmeyerek bir gece ansızın yerine Fizik bölümünde görev yapan Naci İnci atandı.  Kadrosunda tek bir kadına dahi yer vermeyen Naci İnci rektörlük odasına Tayyip Erdoğan’ın fotoğrafını astı. Bu duruş kadın ve lubun düşmanı görüşün okulda gitgide artacak olmasının bir işaretiydi. Kayyum Naci İnci kendisine yönelen tepkilerle mücadele yöntemi olarak aslında kadın ve lubunları koruma amacıyla oluşturulan 6284’ü, protestoları dizginlemek için bir maşa olarak kullandı. Öğrencilerin rektörlük binası önünde kurduğu direniş çadırını güvenlik birliğinin şiddeti ile çözemeyince soluğu mahkemede aldı. 6284 sayılı kanunu kullanarak kendine “koruma kararı” çıkarttırdı. İktidarın işleyişini anlamak için mükemmel bir örnek olan bu durum, terazi tersine döndüğünde aynı tartılmadığını gözler önüne serdi. Terazi güçlü olanı daha ağır tartarken, tersine dönünce güçsüz olanın ağırlığı daha hafif olur. 6284 aileyi tehdit ediyor diye kadın ve lubunları korumak için kullanılmazken, bir kayyumu korumak için mahkemede uygun görüldü. 2025 Aile Yılı’nda Hilal’in katili 20 yaşındaki Ayberk Kurtuluş silahıyla kampüse -kameralarda kanıtlı olarak- davetiye dahi göstermeden elini kolunu sallayarak girdi, ama evet tekrarlıyorum, bundan 2 yıl önce Naci İnci 6284’ü kendine koruma kararı çıkarmak için kullandı. Kayyum Naci İnci’nin 6284 ile korunmasına karşı boyalı ve barışçıl eylem düzenleyen öğrenciler ise 10ar ay hapis ile cezalandırıldı. Buna karşı feminist öğrenciler bir araya gelerek 2023’te “Kadın ve LGBTİ+ düşmanı kayyumlara karşı üniversitemizde feminist mücadeleyi büyüteceğiz!” diyerek İHD’de bir basın açıklaması düzenledi.

Feminist dayanışma ile örgütlenmiş bağımsız ve alternatif alanlar kadınlar için hayat kurtarıcı olduğu kadar güçlendiricidir. Erkek şiddeti ile mücadele eden kadınlar yalnızca ezilen mağdur olmaktan öte, aktif direnen birer özneye dönüşür. Feminist hareket “özel olan politiktir” anlayışı ile şiddetin salt aile meselesi veya özel alan sorunu değil; toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde köklenen, ataerkil tahakküm biçimleri ile yeniden üretilen politik bir sorun olduğunu vurgular. Faillerin hesap verebilirliğini sağlamak için sistemik dönüşümü hedefler ve kadınların her anlamda bağımsızlığını ve özneleşmesini önceler. Sınıfsal, etnik, cinsel yönelim gibi faktörlerin ataerkil şiddeti nasıl katmanlaştırdığını göz önüne alır. Kadınların deneyimlerini paylaştığı güvenli alanlar ile şiddet sarmalını kırmayı hedefler. Feminist bilinç ve kadın dayanışması ile patriyarkal iktidarın zincirlerinden kurtulabiliriz.

Feminist Boğaziçi Topluluğu nasıl kuruldu?

Boğaziçi Üniversitesi’nde Cinsel Taciz Önleme Komisyonu (CİTÖK) işlevsizleştirilmesi ve BULGBTI+ kulübünün kapatılmasının ardından, ayrımcılığa bir alternatif yaratmak için “Kurulacak feminist bir Boğaziçi var!” şiarı ile öğrenciler 2023 yılında Feminist Boğaziçi Topluluğu’nu kurdu. Kadın+ bireylere güvenli alan yaratmak amacıyla piknikler, atölyeler ve feminist okuma grupları düzenledi. Feminist Boğaziçi’nin ilk atölyesi “Aylin Vartanyan ile Bedenin Politikası” Güney Meydan’da gerçekleşti. Okulda cinsiyetçi politikalara hız kesmeden devam eden Naci İnci Hisar Kampüs’teki havuz ve fitness salonu saatlerini kadın-erkek ayrı olacak şekilde güncelledi.  Kampüslere ve yurtlara temel ihtiyaç olan ped ve tamponların ücretsiz olarak konulması talebi ise kayyum yönetimde herhangi bir karşılık bulmadı. Kadınlar kendi arasında dayanışarak tuvaletlere ped ve tampon kutusunu ücretsiz olarak koydu. Bir yandan okulda gökkuşağı bayrağının kullanımı yasaklandı. İktidarı yeniden üreten bu tutuma karşı, kadın ve lubunların güvenli alana duyduğu ihtiyaca yönelik feminist temellerle filizlenen topluluk, hem erkek şiddetine hem de kadın+ bireylerin görünmez kılınmasına karşı yaratıcı protestolar düzenledi. Oryantasyonda masada bulunan gökkuşağı bayrağının okulun özel güvenlik birliği ve sivil polisler tarafından toplanmasına karşı kağıda “gökkuşağı bayrağı” yazarak masaya koymak bunun örneğiydi. Ertesi gün rektörlük binası önünde yüzlerce gündür devam eden akademisyenlerin sırt dönme eyleminde, öğrenciler gökkuşağı bayrağı renklerini giyinerek katıldı. Görünmez kılma çabalarına karşı yaratıcı yollarla renklerin yasaklanamayacağını gösterdi.

Kadın ve lubunlar yaratıcı yollarla dayanışmayı büyütmek için şiddete karşı kadın zinciri oluşturdu. Öğrenciler birbirinin elini tutup birlikte yaşamın sesini yükseltirken patriyarka kaynaklı yaşadığı bir şiddet biçimini paylaştı. Buna sonradan mor bir ip yumağı eklendi, her anlatı sonrası ipi sonraki kız kardeşine fırlatarak ortada feminist dayanışma ağı oluştu.

2022 yılından itibaren eski CİTÖK koordinatörü ile iletişimde olarak kampüste erkek şiddetiyle mücadele etmek için feminist gruplar çalışmalar yürüttü. Öğrencilerin birbirlerine destek olabileceği güvenli ağlar oluşturdu. Cinsel şiddet ve taciz iddialarının hızlı, şeffaf ve adil bir şekilde soruşturulması, faillerin kulüp ve öğrenci topluluklarından uzaklaştırılması yolunda adımlar attı. Hala tüm öğrenci topluluklarını “güvenli alan” ilkesine uymaya davet ediyor, toplumsal cinsiyet eşitliğinde farkındalığı arttırmak için eylemler düzenliyor. Aynı zamanda dayanışmanın hayat kurtardığını bilerek feminist piknikler, şiir günleri ve gelenekselleşen Hisarüstü yürüyüşleriyle dayanışmayı büyütüyor. Her sene 8 Mart ve 25 Kasım’da, kadın cinayetlerine karşı sokakta feminist isyanı yükseltiyor. Amaç herkesin kendini güvende hissettiği bir kampüs kültürü oluşturmak oldu, oluyor ve olacak. Farklı alanlarda baskı mekanizmalarını deneyimleyen insanlar olarak bir araya gelmek yaratıcılığı beraberinde getiriyor. Ezilenlerin iktidarı çözümlemek için teori okumaya ihtiyacı olmadığını, yaratıcı yollarla var olmayı hayatın her alanında öğrenmek zorunda kaldıklarını görüyoruz. 

Feminist Boğaziçi topluluğunda karar alma süreçleri özneyi merkeze alarak yatay hiyerarşi yöntemiyle ilerledi. Bu diğer örgütlenmelerden farklı olarak herkesin eşit bir konumda olduğu ve her sese alan açan bir tutum yarattı. İnsiyatif alana destek olmak önceliğimiz oldu. Bu hem feminist özneyi güçlendirdi hem topluluğu çeşitlendirdi. Toplantı ve etkinliklerde yeni yüzler görmek alışkanlık haline geldi. Vakit geçirirken birbirimizden öğrenmek de kaçınılmaz bir sonuç oldu. Eylemlerde söz üretirken politik düşüncelerin ortaklaştığı alanların yanısıra, farklı noktaları da tartışma zemini yaratmış oldu. Çünkü alt-üst ilişkisi olmadan, herkesin katılabileceği ve istediği kadarını verebileceği kendine has bir özgürlük alanı yarattı. Feminist Boğaziçi ile özgür hissetmek koşulsuzca yoldaşlığı tatmanın ve gözetilecek olmanın güvenini yarattı. Bu insana farklı bir güç veriyor. Feminist Boğaziçililer bulunduğu diğer alanlara da bu feminist özgürlüğü ve gücü beraberinde taşıdı. Dünyada “grassroot” hareketler olarak adlandırılan bu hareket biçimi, baskılarla adeta beton dökülen kampüste feminist bir zemin açarak özgürlüğü filizlendirdi. Feminist hareket köklendiğinde dünyayı yerinden oynatacağını biliyoruz.

Unises
ADMINISTRATOR
PROFILE

Posts Carousel

Görüşünü Paylaş

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmiştir.

Latest Posts

Top Authors

Most Commented

Featured Videos